Anasayfa / Politika / AK Partili Ekinci’den dikkat çeken açıklama: “Kürdistan’a gidin” sözü kaybettirdi

AK Partili Ekinci’den dikkat çeken açıklama: “Kürdistan’a gidin” sözü kaybettirdi

AK Parti Teşkilat Başkan Yardımcısı Azmi Ekinci, “Beka söylemi bu kadar keskin olmasaydı, Kürdistan’a gidin sözü olmasaydı Kürtler Binali Bey’e oy vereceklerdi, Esenyurt’ta da benim şahsım üzerinden AK Parti’ye oy vereceklerdi. Fakat o sertlik engelledi bunu” dedi.

31 Mart yerel seçimlerini ve İstanbul’da alınan seçim sonuçlarını yorumlayan AK Parti Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Azmi Ekinci, ‘Beka’ ve ‘Kürdistan’ söyleminin HDP seçmenini küstürdüğünü ve seçimi kaybettirdiğini söyledi.

AK Parti Milletvekili Azmi Ekinci, 31 Mart seçimlerine ilişkin Star Gazetesi’nden Fadime Özkan’a konuştu. Ekinci’nin verdiği mülakat şöyle:

23 Haziran’da İstanbul yeniden seçime gidiyor. 31 Mart’a dair değerlendirmeniz ne?

24 Haziran genel seçimlerinde bize kırgın olan vatandaşlar bizi, yerel yönetimler üzerinden eleştirerek “bu sefer farklı olacak” cümlesini kullanarak bize ayar vereceğini ima ederek mesaj veriyordu. Tepkisi ve kızgınlığı yerel yönetimler üzerinden geliyordu ve asıl tepkisini 31 Mart’ta da vereceğini tahmin ediyordum ama yine de alternatiflerimizle, muhalefetle karşılaştırdığında yine tercihini bizden tarafa kullanacağını düşünüyordum. Ancak bu sefer çok farklı bir refleksle hareket ettiğine şahit olduk.

‘İTTİFAKLAR YENİ BİR SOSYOLOJİ OLUŞTURDU’

Başka saikler de vardı. Özellikle Başkanlık Sisteminin getirdiği yeni bir sosyoloji oluştu. 24 Haziranda ittifaklar birlikte bir şekilde denendi. 31 Mart’ta da aynı ittifak süreci devam etti. Bu ittifaklarla iki cephe oluşmuş durumda. Bunlara Cumhur ittifakı ve Millet ittifakı diyoruz ama HDP de Millet ittifakı içerisinde aktif şekilde aktif bir aktör olarak yer almış durumda.

Fakat bu iki siyasi bloklaşmada Millet İttifakı dediğimiz cephe, dünya görüşleriyle, ideolojik yapılarıyla, siyasal bakışlarıyla olmuş bir ittifak değil. Cumhurbaşkanımız ve AK Parti karşıtlığında oluşmuş bir birliktelik. AK Parti’yi iktidardan düşürdükten sonra birlikte hareket etmeyecek/edemeyecek kesimler bunlar. CHP, İyi Parti, HDP; bunların ne genleri uyuşur, ne kanları.

‘SEÇMEN HER ŞEYİ TEK TEK SORGULUYOR’

Bizim 15 yıllık bir yerel yönetimler deneyimimiz var. Sayın Cumhurbaşkanımızın İBB başkanı olduğu 94’ten itibaren alırsak 25 yıllık bir yerel yönetimler tecrübesi. AK Parti belediyeleri 3. dönemlerini tamamladı, 4. dönemleri başladı. Bu 15 yılda her ne kadar çok güzel şeyler çokça kayda geçmiş olsa da hafıza kötü hatıraları da kaydediyor. Muhalefet cephesi de her seçimde bu kötü olgu ve algılardan hareketle yaptıkları kampanyalar, tabanımızı da rahatsız edecek boyutlara ulaşmış durumda.
Şimdiye kadar yapılan 15 seçimin tümünde vardım. Daha önce kendi seçmenimize gittiğimizde adres vererek şöyle derlerdi: “Bize gelmeyin, filan kişiye/kişilere gidin”. Şimdi seçmenimiz oturuyor bizimle saatlerce tartışıyor. Her şeyi sorguluyor. Bu bizim seçmenler konusunda geldiğimiz nokta ve üzerinde çok iyi bir şekilde durmamız gereken bir gerçek.

TABANIMIZI YENİDEN İKNA İÇİN UĞRAŞTIK

Cumhurbaşkanı Erdoğan “herkesle yüz yüze temas edilecek” derken herhalde bu soruları cevaplamak için yönlendirmek istiyor teşkilatı sahaya?

Yüz yüze evet doğru. Her zaman yüz yüze oluyordu ancak bu sefer de yüz yüze olmasına rağmen bir başka sorgulama vardı kendi tabanımızda. Sıkıntıları anlatıyor, anlattığı konuların içerisine isimler katıyor, adresler adres yer ve tarih söylüyor, bir şahitliğini aktarıyor… Şahsım adına Esenyurt’ta kendi seçmenimizi ikna etmekle uğraştım ben, muhalefetle uğraşmadım. Muhalefetin zaten uğraşılacak bir tarafı da yoktu; projesi yoktu, çalışması yoktu. Ama tabanımız açısından böyle bir durum vardı. 24 Haziranda da yerel konularla ilgili işaretler veriyordu. Mesela ekonomi en başta gelen şeydir. Bazı konularda bizi ciddi ciddi sorguluyor, kızıyor ve Cumhurbaşkanımızın bundan haberi yok, haberi olsa bunlara müsaade etmez diyor.

İSRAF VE KİBİR EN FAZLA GELEN ELEŞTİRİ OLDU

Neyi kastediyorlar genel olarak, yerelde neye kı-zıyorlar?

Adam kayırma, rantçılık gibi negatif şeylerin yanında vatandaşın ayağına gitmeme, halktan kopukluk, marjinalleşme gibi hususlar. Sayın Cumhurbaşkanımız mesela bodrum kattaki bir eve misafir oluyor, diz çöküyor, çorbasını içiyor hemhal oluyor ama beyefendilerin ayağına kadar gittiğimiz halde zahmet edip bize kapılarını bile açmıyorlar diyorlar. Ayrıca belediye başkanı, yardımcıları ve yöneticilerinin israf ve şatafatları eleştiriliyor. Bunların etrafında dolaşan ihalecisi, müteahhidi gibi kesimlerden oluşan gruplarda ciddi bir ekonomik statü farklılığı oluşan tepki. Haliyle vatandaş da ‘Ben sana oy veriyorum, sen beni unutuyor bir kesimi zenginleştiriyor, kendine hayat kuruyorsun’ gibi konularda son derece ciddi eleştiriler var. Bizim hakikaten bundan sonraki süreçte yeni bir sayfa açıp yeni yüzlerle yeni söylemlerle alana inmemiz gerek.

BAŞKANIMIZIN ELEŞTİRİSİ VE YERELDE DURUM

Cumhurbaşkanı Erdoğan 2017’de partinin başına geçtiğinde daha ilk konuşmasında bu eleştiriler yapmaya başladı. Kibir, metal yorgunluğu, ihalecilik dedi, keskin eleştirilerle müdahalelerde bulundu. Bir toparlanma gayreti de oldu. Bunun sahaya yansıması mı olmamış mı? Yoksa olduğu halde mi sonuç bu kadar oldu?

Bunun bir yansıması olduğu için iyi bir oy aldık. Fakat mesela vatandaş ‘tanzimleri niye açmak zorunda kaldınız?’ diyor. Biz de “bir takım art niyetliler domates, patates, soğan üzerinden bizi terbiye etmeye çalışıyorlar. Onun için bunları açtık/açmak zorunda kaldık” dediğimizde “Neden, sizin zabıtanız yok mu, emniyetiniz yok mu, maliyeniz yok mu, niye denetlemiyorsunuz?’ diyor.
“Yapıyorlar da yetişemiyorlar” dendiğinde, O zaman “siz yönetemiyorsunuz” diyor. Artık sorular bu noktaya gelmiş.

Sayın Cumhurbaşkanımız metal yorgunluğundan, kibirden, gururdan uzak durulmasından, insanlarla iç içe olmaktan ve tevazudan bahsederek uyarıyor özeleştiride bulunuyor ancak Sayın Cumhurbaşkanımız 80 milyonun evine gidip yüz yüze kimseyle ne imkan ne de zamanı var. Örneğin Esenyurt’ta 556 bin seçmenimiz var, Cumhurbaşkanımız ancak bir mitinge gelebilir ve o vesileyle de en fazla birkaç kişiye bir saatini ayırabilir ve bunu her ilçede yapar da.

556 bin seçmenle Cumhurbaşkanımız adına İlçe başkanı, teşkilat mensupları, belediye yöneticileri, belediye başkan yardımcıları, meclis üyeleri vs muhatap oluyor/olmalı da. Ancak bu kişi/kişiler de Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi yapmıyor ve yaşamıyorsa o zaman o sözler de itibarsızlaşıyor.

SANDIK İÇİN ÇALIŞMAYA ÇOK ÖNCE BAŞLAMIŞLAR

Evet, gördüğümüz kadarıyla AK Parti kendi içinde özeleştiri, arınma ve toparlanma süreci yaşıyor, bir taraftan da seçimlere hazırlanıyor. 31 Martta sandığa giren oyun sayımıyla ilgili iddiaları ve itirazları oldu. YSK da İstanbul’da yeniden seçim kararı aldı. Sandığa düşen gölgeye dair değerlendirmeniz nasıl?

24 Haziran ittifakları muhalefet cephesine bir umut doğurdu. Sandığa çalışırsak kazanırız umudu. Ve yerel yönetimlere yönelik ciddi bir çalışma başlatmışlar. AK Parti yerel yönetimlerden geldi, Türkiye’de iktidar oldu. Yine yerellerde yenilirse biz geliriz şeklinde bir strateji ile hareket etti. 24 Hazirandan sonra çok organize bir çalışma yapıldığını görüyoruz. YSK’nın kararı bu organize çalışmanın olduğunu da ortaya koydu. Hatta işin üstüne gidilirse bu noktada hüküm giyecek kişiler de çıkar. Ben teşkilatçı olduğum için nerelerde ne olduğunu/yapıldığını çok iyi biliyorum.

SANDIK BAŞI LİSTESİ 6-7 AY ÖNCESİNDEN

Nerelerde ne olmuş?

Bir defa sandık başlarında görev alacak kişilerden başlatılmış bu iş. Sandık başındaki memurla 6-7 ay önceden tespit edilmiş, eğitimi verilmiş ve seçim gününe hazırlanmış. Yüzde 100 demiyorum ama yüzde 60-70’i çok önceden eğitimden geçirilmiş.

HER AŞAMADA 1 OY ÇALMAK ÜZERE BİR PLAN

Çok büyük değil mi rakamlar?

Hayır, değil, ilçe ilçe çalışıldığı zaman. Mesela Esenyurt’ta bu işleri 25 kişilik ilçe teşkilatı yapar/yönetir. Yani aslında her ilçede 25 kişi harekete geçse bu işi yapar, zor değil. Dolayısıyla “1631 sandık başında görev alacak öğretmenlerin yüzde 6-70’ini belirlersem, sonucu değiştiririm” diye hedef belirlemişler. Peki, bu adamlar ne yapacak? Küçük küçük ama sonuç alıcı adımlarla mesela seçim günü eksik pusula vererek 1631 sandıkta bir oy kaybettirse, bize 1631 oy fark atar. Sayıma başlandı, AK Parti pusulasını CHP diye okusa ve her sandıkta bir oy kaçırsa, 1631 oy bize kaybettirirken kendilerine 1631×2: 3262 oy kazandırmış olacak. Sonra her sandıkta bizim bir geçerli oyumuzu geçersiz saysa CHP’nin ise geçersiz bir oyunu geçerli saysa yine 1631×2: 3262 oy daha kazanmış olur. Geçerli saydıklarından birini bizden kaybettirip başka partiye yazarsa, bizi 1631 oy daha aşağı indirir.

İLK NÜSHA DOĞRU, ALTI NÜSHA KAYDIRILMIŞ

Çeteleye yazdırırken her sandıkta bir oy kaydetmese, çeteleden mazbataya geçirirken aynı şeyi yaparsa yine 1631×2:3262 oy artıya geçmiş olurlar…

Sadece bunları topladığınızda 11.417 oy farkı oluşmuş oluyor.

Devam edelim. Öyle şeyler var ki. Mesela sandık sonuç tutanağında –ki partilerin üyeleri var orada, AK Parti, CHP, HDP, Saadet, Demokrat Parti, Büyük Birlik Partisi, 5 kişi artı iki memur 7 kişi. Her üye için bir kopya alınması lazım. 7 adet mazbata kağıdı arasına 6 adet kopya koyarak yazarken en üstteki sayfayı, altındaki 6 sayfadan yarım santim yukarı çekerek, ilk sayfayı doğru yazıyor diğer 6 sayfaya rakamlar kaydırılarak geçmiş oluyor. Böylece aynı nolu sandığın iki çeşit mazbatası oluyor ve o mazbatalardan hangisi bizim aleyhimize CHP’nin lehine ise onu Seçim Kuruluna götürüyor resmi sandık kurulu başkanı beyefendi.

TEŞKİLATÇIYIM BEN, BÖYLE BİR ÇALMA GÖRMEDİM

Bu seçime özel mi yapılmış, yoksa hep olan şeyler mi?

Önceki seçimlerde insani hata olarak oluyordu böyle şeyler ancak hiç bu kadar abartılı sayıda görmedim bunca seçim boyunca. Devam edelim: Pusulaya bakıyorsun A Partisi, B Partisi, C Partisi… Beşinci sırada AK Parti var, sonra Büyük Birlik, Demokrat Parti vs.(sıralamasını tam hatırlamıyor olabilirim). Vatan Partisi 2. Sırada, CHP üstümüzde. CHP’nin oyunu yazıyor 176, AK Parti ye gelince Vatan Partisinin aldığı 1 oyu yazıyor. Vatan Partisine ise AK Partinin aldığı 128 yazıyor. Bu şekilde oylarımızı BBP, DP ve SP’ye yazılan yüzlerce oyu tespit ede ede itirazlarla düzelttirdik ancak bu düzeltmeleri yaptırana kadar Seçim Kurulu başkanı hakimlerle her seferinde tartışarak, yüz göz olarak ancak düzelttirebildik.

Bu yapılan işlem maddi hata olabilir mi? Vatan Partisi hemen altta ya da üstte değil ki kaydırma hatası yapılsın. Aynı şey bir de seçim kurulunda veriler bilgisayara girilirken yapılıyor. Hadi mazbata yanlış dolduruldu, kaydırıldı, bilinçli bilinçsiz hepsi tamam. YSK’da da sisteme girilirken ne oluyor da hata yapılıyor. Şunu söylemeliyim; bu seçimin ifsad edeni YSK içine sızmış paralel (Fetö veya başka da olabilir) ve türevleridir. Hiçbir mazerete sığınarak bu zincirleme organize şebekesinden beriyim diyemez. Bu organize bir su-çtur.

AK PARTİ’NİN İKİ HATASI VAR: ÖZGÜVEN VE ACEMİLİK

Kırk gündür konuşulan soruyu sormak istiyorum. Deniyor ki: Tamam birileri bunları böyle yaptı. Peki, AK Parti ne yapıyordu, neden izim verdi, müşahidi, sandık görevlileri, ne yapıyordu, nasıl müsaade ettiler?

AK Partinin bana göre iki hatası veya eksiği var. Teşkilatçı gözüyle söylüyorum. İlki şu: 14 seçim yaptık, 15. seçimi yapıyoruz, artık bu işi öğrendik, bizim için çocuk oyuncağı, gözü kapalı yaparız şeklindeki özgüven.

İkincisi 24 Hazirandan sonra İstanbul’da teşkilatlarda büyük değişikliğe gidilmesi. İnsanların şahsına söylediğim hiçbir şey yok ama bu işler tecrübe ister. Tecrübesizlikten kaynaklı bu işin farkına varamama hali. Ben ilçe başkanıyken 5 seçimin sorumlusuydum. Birleştirme seçim sonuçlarını en geç pazartesi saat 2’ye kadar YSK’dan alırdım. Çünkü itiraza mahal bırakacak hiçbir şeyi sahada bırakmamış oluyorduk. Ama bu sefer öyle değil. Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe… Daha farklı acemilikler de yaşandı. İtiraz edilmesi gereken konunun farkında bile değil. Teşkilatlar bu sefer acemiydi.

İÇİMİZDE ÖZELEŞTİRİ YAPIYORUZ

Peki, bunun özeleştirisi yapıldı mı partide?

Yapılmaz olur mu? Yani özeleştiri yapılmayıp böyle devam edilirse kimsenin kimseye, vatandaşın bize güveni kalmaz. İntihar olur. Vatandaş sosyal medya üzerinden yazıyor: “oyuma sahip çıkacak mısın?” diyor. Sen benim oyuma sahip çıkamayacaksan niye talip oluyorsun? Bu açıdan özeleştiri ciddi şekilde yapılmak zorunda, yapılıyor da. İstanbul’un bir kurumsal geleneği var. O gelenek devrede olsa bu tür hatalara müsaade edilmez.

TECRÜBELİ VE UYANIK AK PARTİLİLER SANDIK BAŞINA

Türkiye bir ilki yaşıyor. AK Parti için de bu bir şok. Bu kadar sistematik bir müdahalenin olması, tespiti ve tekrar sandık kararı. Bunu da tecrübe etmiş bir AK Parti 23 Haziran’da ne yapacak?

Şimdiki hataları tekrarlamayacak en başta. Sandığa hakimiyet konusunda AK Parti son derece deneyimli. Önceki seçimlerde yine memurlar vardı, başka partiler vardı. Ama AK Parti’nin sandık başındaki görevlileri son derece tecrübeli ve uyanık insanlardı. Yine sandık başlarına son derece tecrübeli ve uyanık insanlar yerleştirilecek. Dolayısıyla bu tür şeylere müsaade etmeyecekler. Sandık tamamen kontrol altında olacak, olmak zorunda. Onun dışında fazla şeye gerek yok aslında.

Vatandaş sonuç itibariyle bir ay önce yüzde 48,6 Binali Yıldırım Beye evet demiştir. Çalınan oylar çalınmasaydı kazanmıştı da. Bundan sonra çok kötü bir şey olacak ki bu yüzde 48,6 Binali Bey’e vermesin. İkincisi 24 Hazirandan itibaren bize ceza vermek isteyen seçmen ya sandık başına gelmedi, ya başka partiye kullandı. Ama seçimden sonraki gün pişman oldu. Ben onu gördüm.

MESAJ VERMEK İÇİN OY VERMEYENLER PİŞMAN OLDU

Ne diyor insanlar?

Diyor ki: evet ben ceza verecektim ama çok yüksek oy almasın diye ceza verecektim. Yoksa iktidar olmasın diye ceza vermeyecektim. Yani aslında sahada bizi eleştiren seçmenlerimiz bizim kaybetmemiz için eleştirmiyorlar. Bize kaybettirecek kadar ceza vermek istemiyorlar. Sadece ayar vermek istiyorlar. Bu seçimde onu yaptı. Hasar vermeden ayar verdi. Bu kesim seçimin bir sonraki günü pişman olduğunu söyledi. Ben bu kesimi iyi tanıyorum.

Hatta HDP tarafından muhafazakar kesim CHP’ye oy kullandığı halde pişman oldu.

KAFALARDAKİ HER SORUNUN CEVABI VAR

İBB seçiminin yenilenmesi ile ilgili vatandaşın kafasına muhalefetin soktuğu soruları cevaplayacak küçük açıklamalar yapmalıyız.

Mesela bir zarfta bulunan dört pusuladan neden sadece İBB iptal oldu?

Muhalefet bunu çok iyi bildiği halde kafa karıştırmaya devam ediyor.

Buradan bir kez daha bir cümle ile hatırlatmak istiyorum. Toplam 123 sandığın 22’sinde sandık sonuç tutanağının olmadığı, 101’inde ise sandık sonuç tutanağının boş olduğu/hiçbir şeyin kaydının olmadığı görülmüştür. Bu sandıklar 39 ilçe arasında dağılmaktadır.

Bir ilçeye ortalama 3 sandık düşmektedir. Üç sandıkta yaklaşık 1000-1050 seçmen bulunmaktadır. Bu seçmen sayısı o ilçedeki en fazla oy alan iki parti oyu arasındaki farktan küçük olduğu, büyük olmadığı için ilçe belediye ve meclis üyeliği seçimi iptal edilmemiştir.

Ancak bildiğiniz üzere İBB seçmeni tüm İstanbul’un yani 39 ilçedeki oyların toplamından oluşur. Buradan hareketle her ilçede bulunan ortalama 1000-1050 seçmen toplandığında 42 bin seçmen yapmakta ve bu rakam İBB için iki parti AK Parti ile CHP oyu arasındaki 13 bin oy farkından büyük olduğundan dolayı seçim sonucunu değiştirme ihtimali vardır. İptalin nedeni budur.

TABANIMIZ CEVAP VERİLSİN İSTİYOR

Yani CHP’nin yaptığı bu kasıtlı çarpıtma AK Parti tabanının mı kafasını karıştırıyor?

Çok az bir kısmın kafası karışırken çoğunlukla da bir CHP’li bunu konuştuğunda AK Partili cevap vermediği/veremediği zaman rahatsız oluyor. Bundan dolayı AK Parti’den vazgeçen insan sayısı çok azdır ama istiyorlar ki sessiz kalınmasın.Savunmada kalmak istemiyor, dolu dolu cevabını vermek istiyor.

25 YIL SONRA İSTANBUL’U KAYBETMEK TABANI SARSTI

24 Haziran’da sandığa giden ama 31 Martta gitmeyen 430 bin civarı seçmen var, bunların bir kısmı da AK Parti seçmeni. İstanbul’da AK Parti’nin küskünleri 23 Haziranda neden gitsin AK Parti lehine oy kullanmaya? AK Parti onları nasıl ikna edecek?
Öncelikle AK Parti’nin 25 seneden sonra İstanbul’da iktidardan düşüyor gibi görünmesi bile AK Parti tabanı için çok büyük uyarı oldu. Bunu görüyorum. Cezalandırmak isteyenler dahil İnsanlar, bu sonucu istemiyorlardı aslında

TEDBİR OLSUN DİYE GERÇEK YÜZLERİNİ GİZLİYORLAR

Neden rahatsız oldu sizce AK Parti tabanı? İmamoğlu’nun gelir gelmez İstanbul’un veri tabanını yetkisiz kişilere kopyalatması mı? 15 Temmuz’da 17 şe-hit vererek savunulan Büyükşehir Belediye binasında FETÖ’ye iki satır laf etmeyen, 15 Temmuz’a tiyatro diyen, ezana şe-hide etmediği hakaret kal-mayan insanların cirit atması mı?

Vatandaş CHP’nin seçim öncesi ve sonrası arasında söyleminin ve insana muamelenin tarzının değiştiğini görüyor. Aslında biraz daha zaman olsaydı da bunların gerçek yüzü ortaya çıkacak ve iyi görülebilecekti. Kısa sürdü ve yeniden seçime gidiyoruz. Adamlar tedbir olsun diye gerçek yüzlerini ortaya koymuyorlar şimdi. İmamoğlu iftar iftar, sahur sahur dolaşıyor bizim muhafazakar kesime iyi görünmek için. O yüzden seçmenimiz yaptığı şeyin yanlış olduğunun farkına vardı dolayısıyla sandık başına gelecek diye düşünüyorum.

Esenyurt özelinde Millet İttifakı + HDP seçmeni 24 Haziran katılımının yüzde 99’u 31 Mart’e katılım sağlamıştır. Cumhur İttifakının ise 24 Hazirana göre katılım oranı yüzde 91 olmuştur.

HDP OYLARI DEMİRTAŞ’IN MESAJIYLA CHP’YE GİTTİ

Ne oldu peki, bir araya gelemezler denilen kesimler nasıl geldi bir araya CHP etrafında?

Birincisi: Yukarıda da değinmiştim ‘’bir araya gelemez dediğimiz beş benzemezi’’ bir araya getiren saik kan ve doku uyumu değil, sadece Sayın Cumhurbaşkanımıza olan karşıtlıktaki ortak paydadır. İkincisi: Bizim beka konusundaki sert söylemlerimizle ve Sayın Cumhurbaşkanımızın terörle irtibat ve iltisak halinde bulunan HDP üst düzeyleri için söylediği ‘’Teröristsiniz, beğenmiyorsanız Kuzey Irak’ta Kürdistan var, oraya gidin’’ cümlelerinin alınıp manipüle edilmesiyle HDP tabanının hemen hemen tümüyle o tarafa kayması…

Üçüncüsü: Selahattin Demirtaş’tan özel siparişle adrese teslim alınan mesaj ve bu mesajın bir gecede tüm tabana yayılması.

Mesaj -mealen söylüyorum şöyle: Diyor ki “Ben biliyorum ki sizin eliniz CHP’ye gitmez. Fakat şöyle de bir gerçek de var ki birileri beni hapse atıyor, birileri de beni çıkartmak istiyor. Dürüst olmasalar dahi bu cümleyi kullanmaları bile değerli. Benim sizde bir hatırım varsa bağrınıza taş da basacak olsanız elinizi vicdanınıza koyun ve MHP ile müttefik AKP’yi kaybettirin.” Bu mesaj çözülmekte olan HDP tabanını CHP’ye ciddi oranda kaydırdı.

“CHP’ye oy verin diyor” yani?

Evet. Bu cümle son on beş günde HDP’nin muhafazakar tabanı da dahil olmak üzere CHP adayının hanesine kaydı.

Kürtler CHP idaresinde yaşadıkları acıları da nesilden nesile aktardılar. PKK önce bunu suistimal etti zaten. Ama Kürtlerin hafızasında rahmetli Özal da var, Kürt meselesini çözmek için devleti harekete geçiren, toplumu ikna eden Cumhurbaşkanı Erdoğan da var. Kürtçenin serbest olması, eğitim dili olması, enstitüler, Kürtçe devlet kanalı, Kürtçe propaganda hakkı dahil pek çok adım atıldı. Keza çözüm süreci gibi bir büyük çaba var. Bunları yapan AK Parti, Erdoğan. Bu gerçek buradayken, bölgesinde AK Parti oyunu bölgede yüzde sekiz arttırıyorken İstanbul’da neden tersi oluyor? Bölge ile İstanbul arasındaki farkı yaratan dinamik nedir?

Tamamen bölgede yaşanan yerel sebepler. Bölgedeki halk çukur ve barikatla birlikte HDP’nin gerçek yüzünü görmeye ve sorgulamaya başladı. Yanlış yaptığını söylemeye başladı. Çukur ve barikatın bölgedeki halka ödettiği bedelden dolayı HDP’yi bırakıp AK Parti’ye dönen var, HDP’ye de AK Parti’ye de vermeyip başka küçük partilere veren var. Bölgede AK Parti 8 puan yükseltmiş ama HDP sekiz puan düşmemiş, 3 puan civarında düşmüş. Yani HDP’nin kendi tabanı duruyor. AK Parti’ye daha önce vermeyen kesimler vermeye başladı.

Vermeyen derken, oyunu başka nereye veriyordu da şimdi AK Parti ’ye mi verdi?

Ya sandık başına gitmiyordu, ya HDP dışındaki partilere veriyordu. Bölgede HDP tabanı çözülmüş değil. AK Parti’ye sempati duymaya başlamış da değil. Yüzde üç gibi düşmüş ama onu tam incelemek gerek. Güneydoğu Bölgesi sorumlusuyum ben aynı zamanda Genel Merkezde. O üç puan gerçekten bize gelmiş mi yoksa sandık başına gitmemiş mi, incelemek lazım. Batıya gelince. Batı bir defa çukur ve barikat sürecini sıcağı sıcağına yaşamadı. Bedel de ödemedi. Hafızada böyle bir şey yok. İkincisi Batıda Kürtler AK Parti’nin temsil noktasında kendisine yer vermediğini yıllardır söyleyip duruyor. Bunda bir değişiklik olmadı. İkinci sebep budur. Üçüncüsü Beka söylemleri vesaire.

‘KÜRT MESELESİ MHP’SİZ ÇÖZÜLEMEZ’ BİLİNCİ

MHP ile ittifakın negatif etkisi oldu mu?

Bahane için gerekçe oldu. Yoksa MHP ile ittifaka ideolojik anlamda karşı değiller. Hatta “Türkiye’de Kürt meselesi çözülecekse MHP’siz çözülemez” noktasında ve bilincindeler de. Son derece politik bir kitle. Sayın Cumhurbaşkanımız Kürtler ile ilgili kimsenin yapmadığı şeyleri yaptı, “Baldıran zehri de olsa içeceğim, bu meseleyi çözeceğim” dedi. Gerçekten de adım attı.

YÜZYIL DEĞİL BİNYILLIK ORTAK TARİHE BAKILMALI

Peki, Kürtler bu çabaya neden karşılık vermiyor?

Bu soru birçok kişi tarafından cevaplanabilmiş değil.Bunu anlamak için birincisi meselenin biraz tarihine inmek gerekir. Kürt sosyolojilerinin son yüzyılına değil son bin yıla bakmak lazım.

Kürtler 635 yılında Müslüman olmuş bir toplum. Medreselerin çok yerleşik ve kurumsal hale geldiği, o medreselerin sadece Kürtlere değil bütün İslam toplumuna ilim ihraç ettiği, çok önemli bilim ve ilim adamlarının yetiştiği bir toplum.

İkincisi nedir?

İkincisi, Türkler için olduğu kadar Kürtler için de önemli olan bir Malazgirt gerçeği. Türklerle tarihinin başladığı yer ve tarih… Kürtlerin tarihi ve bilinçaltında “Malazgirt’i biz Türklerle birlikte kazandık” bilinci ve bilgisi var. Ama şimdi Malazgirt’i kutluyoruz, cümle şu oluyor “Anadolu’nun Türklere ebed yurt haline geldiği yer ve tarih”…

Kürtlerin buradaki beklentisi şu: Kürtlerle kardeşliğin başladığı tarih ve yer olarak da anılması…

Üçüncüsü ise Kudüs’ten bahsedildiğinde Selahaddin Eyyubi ve Nureddin Zengi ikilisi, bu ikiliden bahsedildiğinde Kürt ve Türk kardeşliğinin hatırlanması/hatırlatılması.

Dördüncüsü Yavuz Sultan Selim ve İdrisi Bitlisi meselesi. İdrisi Bitlisi, Yavuz Sultan Selim’e mektup göndererek “biz sizi ilhak etmek istiyoruz ve biat etmek istiyoruz” diyor. Umerai Ekrad, 25-30 kişilik o bölgenin tümünü yöneten Kürtlerin emirlerini, liderlerini topluyor ve biat ettiriyor, onunla başlayan bir süreç var. Osmanlı’nın imparatorluk olmasında ilk adımı attıran Kürtlerdir, Kürt hafızasında bu var.

Beşincisi, daha yakına gelelim. Birinci Cihan Harbi. Kürdü, Türkü, Lazı, Çerkezi, Arabı, Alevisi, Sünnisi birlikte şehit oldu bu vatan için.

İstiklal Harbi! Kürtlerde “İstiklal Harbini biz olmasaydık Türkler yapmayacaktı” şeklinde bir hafıza var. ‘’Biz önce Fransa’yı Urfa’dan, Maraş’tan, Rusları Kars’tan, Ardahan’dan çıkardık sonra da batıya gidip birlikte Yunanlıları denize döktük’’ şeklinde inanırlar ve dededen toruna da aktarırlar.

Halihazırda Türkiye bir kez daha küresel bir kuşatmanın ve sofistike saldırıların altında ve aynı mücadeleyi veriyoruz millet olarak. Şe-hitler veriyoruz ve bazı şe-hitlerimizin kıymetli naaşları Kürtçe ağıtlarla uğurlanıyor. Hal böyleyken Kürtleri beka kaygısının ve mücadelesinin dışındaymış gibi ifade etmek de haksızlık. Beka lafzı neden rahatsız etsin ki Kürtleri?

Çünkü Kürtler Türkiye Cumhuriyetinin beka sorununun sebebi olarak kendilerinin görüldüğünü düşünürler. Daha doğrusu Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan beri beka konusunda iki tane kırmızıçizgi belirlemiştir. Birincisi İslamcılar, ikincisi Kürtler. 90 yıllık tarihte Kürtlere yönelik yapılan uygulamalar, Kürtlerin bilinçaltına kendilerinin devlet tarafından bir beka sorunu olarak görüldüğünü işlemiştir. Dolayısıyla Beka sorunundan bahsedildiğinde geçmişe yönelik hafızaları canlanır olumsuz anılar gözlerinin önünde bir şerit gibi gelip geçer. Sayın Cumhurbaşkanımızın AK Parti’nin bu algıyı değiştirmek için attığı adımlara rağmen şimdi o hafıza hala silinmiş değildir. Osmanlının parçalanışıyla birlikte büyük bir travma yaşayan Kürtler, bir de dörde bölünmekle başka bir travma yaşamışlardır. Kürtlerin aslında sorunu bölücü olmaları değil, bölünmüş olmaları. İlk tepkileri aslında İngilizleredir. Kürt sosyopsikolojisi İngilizlerin Osmanlıyı parçalayıp cetvelle yeni devletler kurmasını asla kabullenmemiştir. İkinci tepkileri de Türkleredir.

OSMANLI’NIN PARÇALANMASINA NEDEN İZİN VERDİNİZ?

Nasıl, neden?

“Osmanlının parçalanmasına neden müsaade ettiniz” diye. Bilinçaltlarında Kürtler, Türklerin Osmanlıya iha-net ettiğini düşünürler.

Hala var mı zan, bu eleştiri?

Sosyoloji zamanla değişti ama bazı şeyler deşildikçe, küller üflenip temizlendikçe bu bilinçaltı çıkıyor elbette. Bakın. Malazgirt hafızası, Selahattin Eyubi hafızası, İdrisi Bitlisi-Yavuz Sultan Selim hafızası, 1. Cihan harbinde omuz omuza şe-hit olma hafızası, İstiklal Harbini birlikte kazanma hafızası. Sonra red, inkar, im-ha ve asimile edilme hafızası. İç dünyasında yaşadığı bu paradoks yeni trav-malara yol açmış ve canlı bom-ba imalathanesi haline dönüşmüştür adeta.

AK Parti iktidarı, Sayın Cumhurbaşkanı bu travmayı atlatmak için ortak hafızaya sesleniyor aslında?

Bugüne kadar ne zaman bir lider bu hafızaya uygun yani Malazgirt, Kudüs, Yavuz Sultan Selim, 1. Cihan Harbi, İstiklal Harbi hafızasını hatırlayarak bir yaklaşım göstermişse Kürtler tarafından tasvip edilmiştir. Rahmetli Özal, Erbakan ve Sayın Cumhurbaşkanımız bunlardandırlar.

ERDOĞAN’A İNANDIKLARI İÇİN ELEŞTİRİYORLAR

Bu hafıza üzerine şunu sormak istiyorum. 1970’lerin sonunda PKK peyda oldu tam da bu hafıza ve trav-ma üzerine kurularak. Önce Kürtleri ö-ldürdü, sonra Kürtlerin ardına saklanarak devlete sal-dırdı. 50 yıldır mücadele ediyoruz, çok can kaybettik. Son 6-7 yıldır yeni bir durum var. ABD Suriye’de PKK üzerinden alan tutuyor ve Kürtlerin adına kullanarak PKK-YPG’yi si-lahlandırıyor. Ama her milletten paralı milisin, istihbarat elemanının yer aldığı YPG’nin Kürt olduğunu kim iddia edebilir ki. Türkiyeli Kürtler bunu böylece görmüyor mu ki, kendisini hedef sansın?

Bilakis Kürtler bunu çok iyi görüyorlar. Ancak bunlara mah-kum edilmişliklerinin en büyük müsebbibi olarak Türkiye’yi görürler. Türkiye’de de en çok beklentide oldukları kişi Sayın Cumhurbaşkanımızdır. Sayın Cumhurbaşkanımız için ‘İstese bu meseleyi çözer’ şeklinde inanırlar. ‘’Yapamadığı için değil, yapmadığı için’’ çözüme gidilmediğine inandıkları için de halihazırda en çok eleştirdikleri, düşmanlaştırdıkları kişi Sayın Cumhurbaşkanımız olmuştur.

Şu an bu modda mı İstanbul’daki Kürt?

Bu modda evet. Dolayısıyla ‘’Ben tepkimi belli etmek için seçimlerde ce-zalandırmalıyım’’ şeklinde tepkisini gösteriyor. Bunu açık açık söylüyorlar. PKK ve HDP de bu tepkiyi tepe tepe kullanıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızdan fazla beklenti içine girmelerinin ve yapmadığı zamanda şid-detle tepki göstermelerinin en önemli nedenlerden biri de Sayın Cumhurbaşkanımızın dindar kişiliğidir. Alnı secdeye gidenden daha fazla beklenti içerisine girdikleri bir gerçektir. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımız gerekli adımları atsaydı, uçakla tü-fekle vu-rulacak bir PKK kalmazdı çünkü biz zaten tükürüğümüzde bo-ğmuş olurduk diyenlerin sayısı az değil.

PKK kullanıyordu o tepkiyi, şimdi CHP kullanıyor?

Evet, şimdiye kadar PKK, HDP kullanıyordu. Şimdi de CHP kullanıyor. Ancak işin gerçeği bu beklentide oldukları ama beklentilerini yerine getirmeyenlere karşı verdikleri bir tepkidir. Yoksa ne inanç ne kültürel, ne siyasi ne de hayata bakış açılarıyla onlarla anlaşmaları ya da onların yanında durmaları mümkün değildir.

İSTANBUL’DAKİ KÜRTLERDE DİASPORA PSİKOLOJİSİ Mİ VAR?

Bölgenin dışındaki Kürtlerde, misal İstanbul’daki Kürtlerde diaspora psikolojisi mi işler?

İstanbul’daki Karadenizliler ne kadar diaspora ise Kürtler de o kadar diasporadır.

Elbette, Kürtler diğer vatandaşları gibi diledikleri yerde yaşayabilirler. Ama şöyle bir fark var sanırım, o yüzden kullandım diasporayı. Ülkenin diğer bölgelerinden insanlar evlerini, köylerini, şehirlerini terör gibi çok zorlayıcı bir sebeple terk edip gelmediler İstanbul’a. Bir yanda PKK bas-kısı, bir yanda terörle mücadelede köy boşaltma, ev yakma gibi vatandaşı mağdur eden yöntemler. O kolektif hafızanın üzerine yeni bir hafıza ve yeni bir bilinç eklendi haliyle. Bölge halkı PKK’nın yapmaya çalıştığını da gördü, devletin çabasını da. Hendek terörüyle birlikte bariz tavır koydu PKK’ya ve HDP’ye. Bölgedeki Kürtler CHP’ye İyi Parti’ye oy vermezken İstanbul’daki, İzmir’deki, Ankara’daki Kürtler CHP siciline rağmen oy verdiler. Bu anlamda İstanbul’daki Kürtler bölge halkından daha mı katı, diaspora katılığı gibi?

Daha katı değil de daha bilinçli, daha hesabi dersek daha doğru olur. Diğer taraftan şu gerçeği söylemeden geçmeyeceğim. Türk milliyetçileri batıya gelen Kürtlere, Kürt milliyetçiliğini tüm incelikleriyle öğrettiler. Öğrenmediği zaman da utandırarak, e-zerek, tah-kir ederek öğrettiler. Şu an Kürt milliyetçiliği bilinci bütün Kürtlerde oluşmuş durumda. Bu bilinçte olan batıdaki Kürtler katılıktan ziyade daha bilinçli hareket ediyorlar diyebilirim. “Ben de varım, beni hesaba katın, ben olmazsam bakın şöyle olur” deyip muhatap alınmak istiyor.

Peki. Şunu mu anlamalıyız, AK Parti 23 Haziran İstanbul seçimi için Kürtlere özel bir söylem mi geliştirecek? Binali Yıldırım 31 Mart’tan önce de “Kürtlerin oylarına talibim” demişti. Şimdi ne söyleyecek?

Sayın Binali Beyin tarzı ve yöntemi buna çok yatkın. Aynı sosyolojiden ve Türkiye ortalaması temsil eden bir profil. Kürdü de rahatsız etmiyor Karadenizliyi de. Beka söylemi bu kadar keskin olmasaydı, Kürdistan’a gidin sözü olmasaydı Kürtler Binali Bey’e oy vereceklerdi, Esenyurt’ta da benim şahsım üzerinden AK Parti ’ye oy vereceklerdi. Fakat o sertlik engelledi bunu. Bundan sonraki süreçte çok fazla bir şey yapmaya gerek yok aslında. AK Partinin fabrika ayarı politikaları kendine çeker onları zaten.

Seçimden sonra üzüldüklerini söyleyenlerin olduğunu duydum. Aslında kendisi de CHP’yi istemiyor çünkü hafıza CHP ile uyumlu değil. Kürtlerin oyunu almanın yolu, oyunuza talibim deyip diyaloğa girmektir. Aksi halde başkası diyaloğa giriyor ve işi terörizme kadar götürebiliyorlar.

KÜRTLER SADECE ADALET TALEP EDİYOR

İstanbul’daki Kürtlerin örgütlü yapılarının yahut tek tek Kürt seçmenin talebi ne AK Parti ’den?

Hiçbir talepleri yok, sadece adalet olsun yeter bize diyorlar. İstihdamda bölgecilik yapılmasından şikâyetçiler, ay-rımcılığa maruz kalmak istemiyorlar. Bir yere başvuru yaptıklarında etnisitelerinden ve bölgelerinden dolayı cv’lerinin bir kenara atıldığını, PKK iltisakı veya PKK-HDP potansiyeli görülerek kenara itilmekten şikayetçiler. Bu konuda güvenlik araştırmalarının son derece is-tismar edildiğini düşünmektedirler. Bu tür ay-rımcılıklara maruz kalmasınlar yeter. Bunun dışında palazlanmış, kibirli, sonradan görme afralı tafralı kişilerden son derece bunalmış durumdalar.

Rakibinize geçelim istiyorum. İstanbul İl Seçim Kurulu’nun CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’na verdiği mazbata seçimlerin yenilenmesi kararı sonrası YSK kararıyla geri alındı. CHP de mağduruz kampanyası yürütüyor. Şimdi sahada karşınıza bir de bu çıkacak. Ne diyeceksiniz?

Söyleyecek tek şey, Onların mağdur olmadıkları aksine hırsız oldukları gerçeğidir. Fakat biz her zaman olduğu gibi yine kendimizi anlatmakta lal kalıyoruz. Belli ki 24 Haziran’dan sonra başlamışlar 31 martta sonuçları değiştirmek için ince ince hesap yapmışlar. Sandık kurullarının teşkili, pusula verirken, oylar sayılırken, tutanaklar tutulurken, çeteleye girerken, YSK’ya girerken küçük küçük yaptıkları ve totale dönüştürüldüğünde, sonucu az farkla değiştirecek noktaya getirdiğini gördük. Her şey belli, belgeli ama biz bunu anlatamıyoruz. O yüzden Binali Beyin televizyon programlarına katılıp mühendis diyalektiği ile tane tane anlatması lazım yapılan sahtekarlıkları, hırsızlıkları. “Yavuz hır-sız ev sahibini nasıl bastırarak” sonuca varmak istediğini tüm topluma deşifre etmeliyiz

SURİYELİLER İŞYERİ AÇTI, VERGİ VERİYOR, İŞ VERİYOR

İstanbul seçmeni için Suriyeliler bahsi konuşmaya değer bir başlık aslında. Zira Kilis, Gaziantep gibi nüfusu kadar Suriyeli alan sınır şehirlerimizde akrabalık, kültürel benzerlik gibi nedenlerle işler daha kolay sanki. İstanbul’da ise aleni ya da örtülü hep bir tartışma konusu Suriyeliler. Hatta rakipleriniz CHP ve İP kampanya yapıyor “Suriyeliler defolsun” diye. Ne yapacak AK Parti, İstanbullulara bu konuda ne diyecek?

Esenyurt için ismim ilk geçtiğinde Kasım ayı gibi, Suriyeliler mevzusunda araştırma yaptım. Nüfusu 1 milyon, artı 200-300 bin civarı da Suriyeli var deniyordu. 500 bin diyen bile vardı. Kaymakam beye gittim, resmi rakamları ve kaydi olmayanları da gördüm. 56 bin Suriyeli var, 6 bin 400 civarı da kayıtsız var. 50 bin civarı da Afganlı, Pakistanlı, Doğu Türkistanlı, Türkmenistanlı, Özbekistanlı vs. var. Toplamda 110 bin ama algısı o kadar büyük ki, adeta vatandaşımız kendini yabancı, yabancıyı yerli gibi görür hale gelmişti.

Bir akşam Sinoplularla Suriyeliler birbirine girdiler diye ortalık karıştı. Olayın çıkış sebebi olarak Suriyelilerin Sinoplulara sal-dırdığı söylenmişti ancak araştırdığımda işin aslının, alkollü bir Sinoplu’nun Suriye bir kıza ta-cizde bulunmasından kaynaklandığını gördüm. Dolaysıyla olguyla algı arasında devasa bir fark var. Bunu düzeltmek gerekiyor.

Gelen Suriyelilerin yüksek bir oranı Türkiye’ye sermaye getirmiş, iş kurmuş vergi veriyor, çalışanı SSK’lı, daha çok Suriyeli olmak üzere yerli çalışanların da olduğu işletmeciler. İşyeri zaten Suriyelilere hitap ediyor. Dolayısıyla tabelasını da Arapça yapıyor çünkü zaten sana hitap etmiyor. Kendi kendilerini istihdam etmişler, sana yük olmaktan çıkmışlar. Zenginleri de gelmiş buraya. Apartmanı olan, işyerleri olan Suriyeliler var. Üstelik evini, dükkanını, aracını Suriyelilere kiraya verenler gayet mutlu. Geri kalanlar mutsuz. Bir ortamda yine böyle Suriye mevzuu açılıp şikayetler başlayınca bir hacı amca çıktı “Suriyelilere ne diye laf edip duruyorsunuz kardeşim, ben önceden dükkanı 500 liraya kiraya veriyordum şimdi her ay 2 bin beş yüz lira kiram geliyor” dedi. Burada bilinçli bir hesap var.

FETÖ, PKK belası vesaire sonrasında üçüncü bir bela daha çıkarmak istiyorlar. İnce ince işlenen bir plan var. Ve bu planı PKK, FETÖ, CHP, İYİP ve HDP üzerinden ince ince uygulamaya koyuyorlar.

BİZ OSMANLIYIZ, SURİYELİLERİ TABİİ Kİ KABUL EDECEĞİZ

Ben şuradan anlatıyorum vatandaşlarımızla buluştuğumuzda. Diyorum ki Balkanlarda sıkıntı çıktığında onları aldık. Onların Türkiye dışında gidebileceği yer yoktu. Bulgaristan’da sıkıntı çıktı Rahmetli Özal onları aldı. Rahmetli Naim Süleymanoğlu Esenyurt’a yerleşmişti mesela. Halepçe’de sorun çıktı, biz kucak açtık. Kafkaslarda çıktı, Türkiye aldı. Şimdi Suriye’de çıktı, Türkiye kapılarını onlara da açtı. Bakın her İslam ülkesi vatandaşı, ikinci vatan olarak Türkiye’yi görür. Bosna’da görüştüğüm önemli bir kimse “biz sizden hiçbir şey istemiyoruz” demişti, “Sizden tek isteğimiz güçlü olun bize yeter’’. 1992’de Türkiye’nin başında Erdoğan gibi bir lider olsaydı, o günkü Türkiye bugünkü Türkiye olsaydı 252 bin şe-hit vermezdik. 24 bin kızımız kadınımız te-cavüze uğradı. 20 bininin çocuğu doğdu. Sa-vaştan sonra o 24 bin kadının 10 bini in-tihar etti, kalanlar da hala trav-malarla baş etmeye çalışıyor”. Bunu anlatıyorum ve Suriyelilerin de böyle olmasını mı istiyorsunuz diyorum.

Artı biz Türkiye’yiz ya, Osmanlıyız, Selçukluyuz. 500 yıl boyunca vaziyet ettik bu bölgelere. 90 sene önce vali atıyorduk Suriye’ye. Benim eyaletimdi, oradaki insanlar da benim vatandaşımdı, Suriye diye bir devlet filan yoktu. O benim kardeşim ben o onun kardeşiyim. Onlara öyle davranalım ki, Allah korusun başımıza böyle bir şey gelirse sığınacak yerimiz olsun. Bizim gidecek yerimiz de yok.

Tabi soranlar, itiraz edenler bu söylediklerimi duyunca pişman oluyorlar. Çünkü bizim insanımız asildir. Meseleyi anlayınca tuzak kurulduğunu anlıyor.

Anketlere göre Suriyelilerden en fazla rahatsız olanların başında CHP sonra HDP geliyor. Ne enteresandır ki bu konuda sesi en çok çıkanlar daha dün balkanlardan gelen kardeşlerimizdir. Ancak onlar da meselenin ruhunu öğrendiklerinde yaptıklarının yanlış olduğunu kabul ediyorlardı.

Kontrol Edin

Datça’da kayyım protestosu: 21 kişi gözaltına alındı

Datça’da, Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine kayyum atanmasını protesto etmek …