Anasayfa / Politika / Öcalan neden açlık grevlerini bitirin demedi? Öcalan’ın avukatı açıkladı

Öcalan neden açlık grevlerini bitirin demedi? Öcalan’ın avukatı açıkladı

Öcalan’ın açlık grevlerinde bulunanların ö-lüm sınırına gelmelerini istemediğini belirten Öcalan’ın avukatı Rezan Sarıca, İmralı’da gerçekleşen son görüşmenin detaylarını açıkladı.

Ahval’den Maaz İbrahimoğlu’nun Öcalan’ın avukatı Rezan Sarıca ile konuya ilişkin yaptığı söyleşi şu şekilde:

Son zamanlarda ülke siyaseti farklı bir kulvara girdi. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın avukatları kendisiyle 2 Mayıs tarihinde İmralı’da bir görüşme yaptı. 6 Mayıs’ta ise söz konusu görüşmeye dair Öcalan imzası taşıyan mektup kamuoyu ile paylaşıldı. Ardından farklı kesimlerden pek çok siyasetçi görüşmeyi yorumladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Yeni bir Çözüm Süreci söz konusu değil” dedi. MHP lideri Devlet Bahçeli ise “Bana sorarsanız avukatıyla görüşsün” açıklamasında bulundu.

Peki, bu görüşme ne anlama geliyor? Öcalan’la görüşme sürecini, görüşmenin içeriğini ve bundan sonraki olası süreci Öcalan’ın bir avukatı değerlendirdi. Bilindiği gibi İmralı’ya gitmek için dört avukat başvurmuş ancak ikisinin gitmesine izin verilmişti.

Asrın Hukuk Bürosu adına sorularımızı yanıtlayan ve aynı zamanda Öcalan’la görüşen avukat Rezan Sarıca, sekiz yıldır müvekkilleriyle görüşmelerinin haksızca engellenildiğini söylüyor.

Çözüm Süreci döneminde milletvekillerinin İmralı’ya gittiğini ancak bu sefer avukat görüşüne izin verilmesi arasındaki ne fark olduğunu soruyoruz. Avukat Sarıca şu yanıtı veriyor:

“Öncelikle belirtmek gerekir ki; avukat müvekkili ile görüşebilmek için bir izin prosedürüne bağlı değildir. Ancak İmralı ada ce-zaevinde avukat görüşmeleri yasaya, hukuka aykırı bir biçimde; başvuru yapma ve başvurunun kabul edilmesi suretiyle gerçekleştirilebilmektedir. 27 Temmuz 2011 tarihinden önce düzenli ve hukuka uygun bir biçimde denilemese de müvekkilimizle görüşmeler yapabiliyorduk. Ancak bu tarihten itibaren görüşmemiz gerek fiili uygulamalarla gerekse de hukuka aykırı kararlarla engellendi. Ülkedeki siyasal sürece bağlı olarak 2013-2015 yılları arasında İmralı adasına vekillerden oluşan heyetler ziyarette bulundular, fakat 2015 yılından sonra heyet görüşmelerine de izin verilmedi. Heyet görüşmelerinin yapıldığı tarihlerde de müvekkilimizle görüşmemizin engellenmesi hukuksuz bir nitelik taşıyordu.”

En son 13 Mart 2019’da alınan yasak kararına yaptıkları itirazın dikkate alınarak Bursa Ağır Ce-za Mahkemesi yasağı kaldırdığını hatırlatan Sarıca, kararın kendilerine 22 Nisan’da tebliğ edildiğini söyleyerek devam ediyor:

“22 Nisan tarihinden 2 Mayıs’ a kadar yaptığımız başvurulara olumlu bir yanıt verilmedi. Devam eden başvurularımız neticesinde, 2 Mayıs’ta görüşme başvurusu yapan dört avukattan yalnız ikisinin görüşme yapabileceği tarafımıza bildirildi. Son üç yılda gerçekleşen iki aile (11 Eylül 2016 ve 12 Ocak 2019) ve bir avukat görüşmesinin (2 Mayıs 2019) her üçünün de açlık grevleri sürecinde mümkün olabildiğini görüyoruz. Bu da tecrit sisteminin ne denli ağır olduğunun çarpıcı bir örneği. Bu konuda hem özellikle Kürt kamuoyunda artarak devam eden bir tepki vardı. Hem de Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi uluslararası kurumlar nezdinde yapılan başvurular ve girişimler karşısında Türkiye zorlanmaya başlamaktaydı.”

Leyla Güven ve devamında sayısı binlerle ifade edilen mah-pusun ‘tecridin sonlandırılması’ amacıyla başlattıkları açlık grevleri ve ö-lüm oruçlarının grevcilerin sağlıkları için geri dönülmez bir noktaya geldiğini belirten Sarıca şöyle devam ediyor:

“Bu grevcilerin bir bölümü 30 Nisan tarihi itibari ile ölüm orucuna başladıklarını ilan ettiler. Ha-pishanelerdeki bütün mah-pusların can güvenliğinden sorumlu olan devlet açısından kuşkusuz bu durum artık zorlayıcı bir noktaya gelmiştir. Ayrıca kamuoyunda da bu konuda gittikçe büyümekte olan bir hassasiyet söz konusu. Dolayısıyla devletin bu görüşme ile açlık grevlerinin bitirilmesini de amaçlamış olabileceğini söyleyebiliriz.”

İmralı Adası’ndaki gözlemlerini paylaşan Sarıca şu aktarımlarda bulunuyor:

“2 Mayıs’ta görüşme başvurusu yapan dört avukattan yalnız ikisinin görüşme yapabileceği tarafımıza bildirildi. Gemlik’e gittik. Arama prosedürlerinden geçtikten sonra bekleme salonunda beklerken avukat görüşme odasından  Öcalan’ın güçlü sesi geliyordu. Avukat görüşme odasına geçtiğimizde ise hazırdı. Elinde kamuoyuna paylaştığımız duyuru metni bulunmaktaydı. Yasal olarak müvekkilimizle görüşme için ayrılan yerde konuşulanların duyulmayacağı bir biçimde görüşmemiz gerekirken avukat görüşme odasında ses kayıt cihazı ve bir görevli hazır bulunuyordu.

Kayıt cihazı ve görevliye ilişkin olarak tarafımıza ne sözlü ne de yazılı bir karar tebliğ edilmedi. Saat 15:00 gibi görüşmeye başladık. Yaklaşık olarak bir saat sürdü. Görüşmede belge alışverişi olamadığı gibi, not alma olanaklarımız da bulunmuyordu.

Sağlık sorunları olup olmadığına dair sorularımız karşısında ayrıntılara girmedi, toplumsal sorunları merkeze aldığını, bu durumları ikinci plana attığını ifade ederek kendisini genç hissettiğini, zihnen ve ruhen güçlü hissettiğini dile getirdi. Düşünce olarak güçlü olduğunu, zihnen kendini daha da güçlü hale getirdiğini ifade etti.”

Öcalan’ın mektubunda bahsettiği açlık grevleri hakkında konuşan Sarıca’ya, “Öcalan neden açlık grevlerini bitirin demedi” diye soruyorum.

Konuyu değerlendiren Sarıca, “Sn. Öcalan ile İmralı’daki diğer Müvekkillerimizin kaleme aldığı ve 6 Mayıs tarihinde kamuoyu ile paylaştığımız duyurunun açık olduğunu düşünüyoruz. Nitekim Sn. Öcalan görüşme sırasında; duyuru metninin ortaya çıkmasında etkili bir sebebin de grevler olduğunu, açlık grevcilerinin iradesine saygı duyduğunu ve 82 döneminden bu yana tavrının bilindiğini ifade etmiştir. Bununla birlikte hepsine teşekkür ettiğini, kendi bedenlerine zarar vermemelerini, tah-ribat ve ö-lüm sınırına gelmelerini istemediğini de belirtmiştir” diyerek Öcalan’ın ölümlere karşı olduğunu söylüyor.

Öcalan’a yönelik kı-sıtlamaları anlatan Sarıca, adadaki ha-pishaneyi “Proto-Guantanamo” diye niteliyor.

Ha-pishanenin tecrit yarattığını ifade eden Sarıca şöyle devam ediyor:

“Bildiğiniz üzere İmralı F Tipi Ha-pishanesi bir ada ce-zaevi olarak biçim ve içerik bakımından da Proto-Guantanamo niteliğinde bir ce-zaevidir. İmralı Ce-zaevine nakledilen mah-puslar İmralı’daki durumu, ‘Buradaki tecritin düzeyi geldiğimiz F tiplerinin beş-on katıdır’ şeklinde ifade etmişlerdir. Bu anlamda İmralı hapishanesi yapısal olarak dahi tek başına bir tecrit durumu yaratmaktadır.

Bu duruma ek olarak; İmralı’daki müvekkillerimizin avukat ile görüşme hakkı, aile bireyleri ile görüşme hakkı, telefon ile görüşme hakkı ile mektup, faks ve her türlü iletişim aracılığı ile haberleşme hakkı gibi haklarından yoksun bırakılmaktadırlar. Bu açıdan “İş-kence Yasağı”nın en yoğun ve en derinlikli ihlal edildiği alanın İmralı ada ha-pishanesi olduğunu belirtmek gereklidir.”

Avukatları olarak kendisine kitap, dergi ve günlük gazeteleri ay içinde düzenli ve toplu olarak gönderdiklerini söyleyen Sarıca, bu konudaki ihlallere de dikkat çekiyor:

“Ancak görüşme esnasında örneğin Yeni Yaşam gazetesinin verilmediğini öğrendik. Diğer bazı gazeteler ise veriliyor ancak düzenli olup olmadığını şu aşamada bilemiyoruz. Televizyon izlediğini ancak yedi-sekiz kanal olduğunu belirtti. Kendisine gönderdiğimiz çok sayıda mektuptan sadece 2-3 tanesinin verildiğini öğrendik. Bizlere yazdığı mektup konusu geçtiğinde, tarafımıza ulaştırılmadığını da kendisine belirttik. Oradaki diğer üç müvekkilimiz ile görüştüğünü söyledi. Günün bunun dışında kalan 23 saatini zaten tek başına geçirdiğini bilmekteyiz. Kütüphanesinin odasında olup olmadığını da bilmiyoruz. Ancak okumalarına devam ettiğini biliyoruz.”

Öcalan’ın 31 Mart ve 24 Haziran genel seçimleri hakkında bir yorumlarını sorduğumuzdaysa Sarıca, “Sayın Öcalan güncel politik değerlendirmeler yerine ülke ve bölgenin köklü sorunlarının çözümü üzerine yoğunlaşmaktadır. Kendisi Özal döneminden bugüne 24-26 yıldır yapmakta olduğu tartışmaları yoğunlaşmaları da içeren daha derinlikli bir tartışma yürütmektedir. Bu noktada da değerlendirmelerinde 7 yıl önceki yoğunlaşmasından daha ileri bir aşamada olduğunu ifade etmektedir” diyerek cevaplıyor.

7-8 Mayıs tarihi için görüşme talebinde bulunduklarını ancak kendilerine olumlu bir dönüş yapılmadığını kaydeden Sarıca, “30.04.2019 tarihinde 2 ve 3 Mayıs tarihlerinde görüşmek için başvuru yapmıştık. 2 Mayıs tarihi için olumlu dönüş yapıldı ve görüşme gerçekleştirdik. Ancak 3 Mayıs için herhangi bir cevap verilmedi. Yine 06.05.2019 tarihinde 7 ve 8 Mayıs tarihlerinde görüşme yapılması için başvuru yaptık; ancak bu başvurularımıza da olumlu bir dönüş yapılmadı. Ne yazık ki ne bizde ne de Sayın Öcalan’da, avukat ya da aile görüşlerinin bundan sonra gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair bir bilgi ya da öngörü bulunmamaktadır” diyerek gelecek görüşmelerin şimdilik belirsiz olduğunu söylüyor.

Son olarak Abdullah Öcalan’ın açıklanan mektubunun siyasetteki pratik karşılığının üzerine konuşan avukat Sarıca sözlerini şöyle bitiriyor:

“Sayın Öcalan çözümsüzlükte ısrar neticesinde son 3-4 yılda kor-kunç şeylerin yaşandığını, toplumun derinleşen bir ayrışma ve kutuplaşmaya sürüklendiğini, bölgesel çelişkilerin geldiği durumu çok net gözlemlemektedir. Bu noktada kamuoyuna da bir çağrı paylaşmaktadır. Sayın Öcalan sorunların çözümündeki etkisi ve gücünün altını çizerek bir çözüm yaklaşımı ortaya koymaktadır. Bu açıdan bu çağrı öncelikle demokratikleşme uzlaşma ve barış talebi, arayışı olan tüm kesimlerdir.”

Kontrol Edin

Binali Yıldırım’dan Saadet Partisi açıklaması

AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım, CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’nun “AK Parti …