Anasayfa / Politika / Selahattin Demirtaş’tan İstanbul seçimi mesajı

Selahattin Demirtaş’tan İstanbul seçimi mesajı

Selahattin Demirtaş’ın bugün Twitter hesabından İstanbul seçimlerine ilişkin mesajlar da içeren sıralı paylaşımlar yapıldı.

İstanbul seçmenine seslenen Demirtaş “Birilerine karşıtlık, düşmanlık yapmak için değil; toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirmek için değil; kin, intikam, nefret için değil; kişisel çıkar kavgaları için değil; çocuklarımızın aydınlık yarınları için kullanın oyunuzu.” diyerek bunun ‘çoktan seçmeli’ bir seçim olmadığını kaydetti ve İmamoğlu’nun desteklenmesi gerektiğini dile getirdi.

HDP’nin siyasi tablodan dışlanamayacağını belirten Demirtaş, bugün için, İmamoğlu’nun söylemlerinin desteklenmesi gerektiğini ve HDP olmadan hiçbir şeyin yeterince güzel olamayacağını belirterek, artık “zorla güzellik olmayacağını birilerinin anlaması gerek” ifadelerini kullandı.


HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından İstanbul seçimine ilişkin açıklama yaptı. Demirtaş, “Bugün için, Sn İmamoğlu’nun söyleminin desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü biz birlikte güzeliz. HDP olmadan, HDP’yi dışlayarak hiçbir şey yeterince güzel olmaz. Birileri de artık anlasın ki, “zorla güzellik” de olmaz.”dedi.

İstanbul seçimlerine ilişkin konuşan Demirtaş, “çocuklarımızın aydınlık yarınları için kullanın oyunuzu” diyerek “Bugün için, Sn İmamoğlu’nun söyleminin desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü biz birlikte güzeliz” ifadesinde bulundu.

Demirtaş’ın açıklaması şu şekilde:

“Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Bizler iyiyiz. Dirençle, umutla izliyoruz sizleri. Zoraki tekrarlanan İstanbul seçimine az kaldı. HDP’nin tavrını Genel Merkezimiz açıkladı zaten, biliyorsunuz. Eminim sahada da gereği yapılıyordur”

“Sanırım kafa karışıklığı, kararsızlık falan yoktur. Olmaması da gerekir kanımca. Çünkü çoktan seçmeli bir seçim değil bu. Demokrasi, barış, adalet, eşitlik, özgürlükler için bir yol açmak istiyorsak HDP’nin seçime ilişkin tavrı anlamlı ve önemlidir.”

“Bizler eşitçe, kardeşçe, barış içerisinde bir arada yaşamak isteyen yurttaşlarız. Hepimiz büyük acılar, zu-lümler, haksızlıklar yaşadık, yaşıyoruz. Buna rağmen güzel bir gelecek umudumuzu asla yitirmedik, çünkü bunun için mücadele ediyoruz.”

“Sa-vaşsız, sömürüsüz, adil, demokratik bir yaşamı hep beraber var edelim istiyoruz. Bunun için de, demokrasiye inanan bütün güzel insanlar yan yana, birlikte olsun diye çabalıyoruz.”

“Her seçimle birlikte, böylesi bir geleceğin önünü açmaya çalışıyoruz. Elbette sırf seçimlerle her şey değişmez. Seçim dışında da, bu doğrultuda yılmadan, sabırla, inatla, cesaretle mücadeleyi sürdürmek gerekir.”

“İstanbul’un güzel insanları… Birilerine karşıtlık, düşmanlık yapmak için değil; toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirmek için değil; kin, intikam, nefret için değil; kişisel çıkar kavgaları için değil; çocuklarımızın aydınlık yarınları için kullanın oyunuzu.”

“Bugün için, Sn İmamoğlu’nun söyleminin desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü biz birlikte güzeliz. HDP olmadan, HDP’yi dışlayarak hiçbir şey yeterince güzel olmaz. Birileri de artık anlasın ki, “zorla güzellik” de olmaz. Hepinize özlemle, yürek dolusu selamlar”

10-(Gazeteci, yazar): Devran’da bütün fukaralığa, çaresizliğe, hayal kırıklıklarına rağmen dışarıya sızan bir umut, anlama ve anlatma çabası var. Kitap, yıllarını cezaevi kapısında geçiren anne ve babanıza armağan edilmiş. İstanbul seçiminin iptal edildiği gün ise gördüğümüz bir tablo vardı. Öcalan’la avukatların görüşmesinden sonra başlayan, HDP’ye yönelik önyargılı sözler ve su-çlamalar, Gezi’ye kadar uzanan eleştiriler. Buna karşılık HDP seçmenlerinden gelen “siz neredeydiniz” karşılığı. Edebiyat, bu makası kapatabilir mi? Anlamak ve yeni bir dil inşası, üstelik çok kolayca karşıt siyaset üretilirken mümkün mü? Neden umutlu olmalıyız?

“Mühür” romanın güzeldi Gökçer, eline sağlık. Ortak arkadaşımız Kemal Göktaş’a da selam söyle lütfen. Onun da yazılarını takip ediyorum. Sözünü ettiğin makasın, kutuplaşmanın, fanatikliğin veya önyargıların ortadan kaldırılması çok kolay bir iş değil. Bu konuda edebiyatın büyük desteği olacağından şüphem yok ama, o da yetmez. Sanat, felsefe, alternatif tarih, hatta mitolojinin de siyaseti (ve de dilini) belirleyebilmesini sağlamak gerekir. Üstünkörü edinilmiş bir siyasi bilinçle yapılan her türlü siyaset kabadır, ötekileştiricidir ve makasların daha fazla açılmasından başkaca bir sonuç doğurmaz. Sorun çözmediği gibi, sürekli yeni sorun üretir. Peki neden umutlu olmalıyız? Çünkü öyle gerekiyor.

Aşağıda alfabetik sırayla Ahmet Tulgar, Ayşegül Doğan, Bêritan Canözer, Ece Temelkuran, Doğan Tılıç, Fatih Polat, Fehim Taştekin, Gaye Boralıoğlu, Gökçer Tahincioğlu, Hasan Cemal, Hatice Kamer, İmran Ayata, Kemal Varol, Latife Tekin, Mehveş Evin, Melis Alphan, Murat Özyaşar, Nadire Mater, Nevşin Mengü, Orhan Koçak, Özgür Amed, Pınar Öğünç, Şalom gazetesi, Yetvart Danzikyan, Selim Temo, Selin Girit, Sedat Ergin, Sema Kaygusuz, Semih Gümüş, Şener Özmen, Timour Muhidine, Yıldırım Türker ve Zehra Doğan’ın birer sorusuna Selahattin Demirtaş’ın etkileyici yanıtları bulunuyor. Soruları temaya göre sıralayarak ilettiğimizi, fakat Demirtaş’ın, isimlerin alfabetik sırasına göre yanıt vermeyi tercih ettiğini de belirtelim.

Bu arada Demirtaş’ın böylesi bir söyleşi fikrimize dair iltifatını, mah-pus bir siyasetçinin sözüne duyduğumuz saygıdan kesemediğimiz için okurlardan peşinen özür dileyip aradan çekiliyoruz…

Selahattin Demirtaş: Her şeyden önce, bu orijinal röportaj fikri nedeniyle İrfan Aktan’a ve soru gönderme nezaketinde bulunan tüm değerli dostlara içtenlikle teşekkür ediyorum. Bunu aynı zamanda ha-pishanelerle bir dayanışma olarak görüyor ve çok anlamlı buluyorum. Doğrusu İrfan bu yöntemi önerdiğinde 7-8 soru bekliyordum fakat 34 değerli insandan soru gelince hem sevindim, hem de kaygılandım. Nitekim soruların hepsine gönlümce cevap olabilmek mümkün olamayacak. Ancak ben her soruyu güzel dostlardan gelmiş sıcak bir selam olarak hissettiğim için, her birine aynı içtenlikle selam göndermek istedim. Umarım mecburiyetten kaynaklı sıkıştırılmış formattaki cevaplarımı anlayışla karşılayacaksınız. Hepinize ayrı ayrı teşekkürlerimi, selamlarımı, özlemlerimi iletiyor, geniş zamanlarda ve mekanlarda doyasıya sohbet edebilmeyi diliyorum.

1- İrfan Aktan : Abdullah Öcalan üzerindeki tec-ridin kaldırılması ve kendisinin çağrısı sonucu bugün açlık grevine son verilmesini, bu tarihi gelişmeyi nasıl okuyorsunuz?

Tec-rit politikaları, Türkiye’ye kaybettiren politikaların en büyüğüydü. Bundan vazgeçilmesi, eminim tüm Türkiye toplumunun yararına olacaktır. Açlık grevlerinin amacına ulaşarak bitmesini sevinçle karşılıyorum. Başta açlık grevi eylemini yapanlar, direnişin öncüsü anneler, destek olan kamuoyu, avukatlar ve tüm halkımıza bu duruşlarından dolayı şükranlarımı sunuyorum. Bundan sonraki sürecin nereye evrileceğini şu anda bilemiyorum, fakat aslolan, barış ve demokrasi ısrarından vazgeçmeden mücadeleyi sürdürmektir. Açlık grevi sürecinde kendini feda edenler dâhil, bedel ödeyen herkese, tüm halka barış ve demokrasi sözümüz var. Sayın Öcalan’a fırsat tanınırsa hep beraber bunu başaracağımıza inanıyorum.

2- Ahmet Tulgar (Gazeteci, yazar): Bir politikacı olarak siyasetin nasıl bir buluşturucu, barıştırıcı, özgürleştirici gücü olduğunu gösterdiniz. Şimdi hap-ishanede yazdığınız kitaplarla edebiyatın nasıl bir güç ve sı-ğınak, nasıl bir özgürleşme imkânı olduğunu gösteriyorsunuz. Ve her iki durumda da iktidarları sarsıyorsunuz. Bunların temelindeki yaşam felsefenizi anlatır mısınız? Toplumsal olandan çok bireysel olanı merak ediyorum ama.

Verili olanla, hazır olanla yetinmeyi bilmiyorum ben Ahmet. Kalıplar, şablonlar, ezberler boğuyor beni, nefes alamıyorum. Önüme çıkan her sınırı, en az bir defa ihlal etmesem kendime olan saygımı, güvenimi yitirecekmişim gibi hissediyorum. Siyasi bir öncü olma hırsı veya güdüsüyle yapmıyorum bunları. Bunları yapıyorum diye bana siyasi öncü misyonu atfediliyor, ben de bundan kaçamıyorum. Ama bana bu misyonu atfedenlerin de kalıplarını, ezberlerini, sınırlarını ihlal etmekten alıkoyamıyorum kendimi. O zaman da, daha bir siyasi öncü olarak kabul görüyorum. Böyle böyle gidiyoruz işte, Allah sonumuzu hayretsin. Son kitabın Bakmadığınız Bir Yer Kalmıştı için eline sağlık diyorum.


3- Ayşegül Doğan (Gazeteci): Siyasi iletişime ‘ketıl’ ile yaptığınız katkı büyük ilgi uyandırdı. 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi ketıl performansı çok konuşuldu. E-miting yaptınız, basın toplantısı bile düzenlediniz. Önce her Pazartesi düzenli olarak, sonra da çat kapı geleceğiniz söylediniz. Bu yıl sadece bir kez, 31 Mart öncesi çalıştı ketıl… Ketılda arıza mı var, neden daha az çalışıyor?

Hiçbir arıza yok sevgili Ayşegül. Gerektiği yerde, gerektiği şekilde ve HDP ile koordineli olarak çalışır ketıl.

4- Bêritan Canözer (Gazeteci): Leyla Güven 190 günden fazladır açlık grevinde. Ö-lüm orucunda olanlarla beraber binlerce tu-tsak da bu grevi sürdürüyor. Hükümetten açlık grevlerini sonlandıracak ve çözüm odaklı bir adım atılmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zo-rlu ve ağır bedellerle ilerleyen bir mücadele sürecindeyiz sevgili Bêritan. Her şey arzu ettiğimiz takvimde gerçekleşmeyebilir ama dir-enenler er geç kazanacaktır. Buna yürekten inanmak ve her yerde di-renişte ısrarcı olmaktır önemli olan, gerisi zaman meselesidir.
5- Ece Temelkuran (Gazeteci, yazar): Türkiye siyasetiyle ilgili bir manifesto yazsanız ana başlıkları neler olur?

Sevgili Ece, siyasi bir manifesto yazmak işin en kolayı. Demokrasi ve özgürlükler konusundaki eng-ellerin ortadan kaldırılmasına dair yeterince yol haritası var elimizde, kanımca. Eksik olan şey eylemektir. Başarabileceğimize dair umudu ve cesareti artıracak işler yapmalıyız diye düşünüyorum. Yazılarını keyifle okuyorum bu arada, yüreğine sağlık.

ÇIKINCA DÜNYA BANA DAR GELECEK DİYE KO-RKUYORUM

6- Doğan Tılıç (Gazeteci): Ce-zaevine girmeden önceki Demirtaş’la ce-zaevinden çıktıktan sonraki Demirtaş’ın hayata ve dünyaya bakışında ve de siyaset yapışında bir farklılık olacak mı?

Olmaması mümkün mü Doğan Abi? Her deneyim, bize yeni perspektifler sunar elbette. İki buçuk yıldır iki kişi, küçük bir hücrede yaşıyoruz. 46 yıllık ömrümde, dünyamın bu kadar genişlediği başka bir dönemim olmadı. Çıkınca dünya bana dar gelecek diye korkuyorum.

7- Fatih Polat (Gazeteci): Devran’da, karakter inşası bakımından en başarılı bulduğum, beni çok etkileyen, politik göndermelere en uzak öykü olan, ce-naze levazımatçısını anlattığınız ‘Yeni Hayat’ olmuştu. Hatta okurken, Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’ndeki efsane karakteri ‘Zebercet’ geldi aklıma. Bir edebi metin olarak, kurgu payını bir kenara koyarak soruyorum, bu kadar başarılı canlandırdığınız ce-naze levazımatçısının hayatınızda bir karşılığı var mı?

Öykünün hayatımda doğrudan bir karşılığı yok Fatih. Fakat benzer durumlarla çok karşılaştım. Bulunduğu konumu ve yeteneklerini doğru değerlendirerek yeni bir yaşam inşa etmeyi bir kenara bırakıp, fantastik maceralarda hüsranı yaşayanları çok gördüm. Uç bir örnekle, kurmaca yoluyla anlatmaya çalıştım birazcık.

BELLİ BİR YAŞA KADAR HERKESİ HAKİKİ SANIRDIM

8- Fehim Taştekin (Gazeteci): Kimlerin mah-pususunuz?

Emin ol kimsenin mah-pusu değilim Fehim. En çok da, beni tu-tsak aldığını zannedenlere karşı olabildiğince özgürüm.

9- Gaye Boralıoğlu (Yazar): Edebiyatınızı tariflemeye kalksam, başvuracağım kelimelerin başında “hakiki” gelirdi. Yaşanmış olsa da olmasa da öykülerinizin hakikat dozu çok yüksek. Hayatta ve edebiyatta hakikat sizin için ne ifade ediyor?

Dünyadan Aşağı kitabını okudum, çok beğendim sevgili Gaye. Eline, yüreğine sağlık. “Hakiki olmak” benim için bir tercih değil. Ben hakiki olmak dışında hiçbir şey bilmiyorum ki. Bunun bir meziyet olarak görülmesi çok şaşırtıcı benim için. Belli bir yaşa kadar, herkesi hakiki sanırdım. Çok sonraları farkettim ki durum öyle değilmiş. İlk zamanlar kendimi aptal gibi hissettiğimi de itiraf etmeliyim. Daha sonra başka türlü olamayacağımı anlayınca, bu yönümle barışık yaşamayı öğrendim. Ve ben ne yapsam beni belirleyen hakikilik oluyor artık.

11- Hasan Cemal (Gazeteci): Sevgili Başkan, seni ve sohbetini çok özledim, seni bu kadar zamandır hap-iste tutan adaletsizliğe zaman zaman isyan ediyorum. Ne zaman çıkacaksın? Ne zaman hasret gidereceğiz?

Merhaba Hasan Abi, sesini duymak güzel. Ben de misafirperverliğini ve güzel sohbetini özledim. Bunu bir dahaki duruşmada tahliye gerekçesi olarak ileri süreceğim ama kabul göreceğini sanmıyorum Halk yeterince isteyince ve bunu istediğini yeterince görünür kılınca ce-zaevleri boşalır. Bu da mücadeleyle belirlenir ancak. Fakat ce-zaevine gömüleni duymadım bugüne kadar. Herkes bir şekilde çıkıyor. Önemli olan onurumuzla girdiğimiz bu yerden, onurumuzla çıkmaktır. Sen yine de, her zamanki gibi sofranı açık tut, bakarsın sürpriz yaparız

DİRENİŞ RUHUNU SAYGISIZCA HİÇLEŞTİRMEKTEN KAÇINMAK GEREKİR

12- Hatice Kamer (Gazeteci): Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesini hükümetin İstanbul seçimlerinde Kürtlerin oylarını almak için yaptığı bir hamle olarak yorumlayanlar oldu. Siz bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yaşanan bunca acı deneyime rağmen, meselelerin bu kadar basit yaklaşımlarla ele alınmasına üzülüyorum. 200 gündür açlık grevleriyle, ö-lüm oruçlarıyla, içerde ve dışarıda direnen annelerin kararlı duruşlarıyla yürüyen direniş ruhunu, saygısızca hiçleştirmekten kaçınmak gerekir. İnsanlar, ö-lüm sınırında ve bu direnişin talebine hiç değilse saygı duymak yerine, bu talebi ve gelişmeleri ucuz pazarlıkların malzemesiymiş gibi sunmak, tek kelimeyle ayıptır. Bu şekilde yazıp çizenlerden, biraz empati yapmalarını rica ediyorum. Ce-zaevinde (veya dışarıda) 200 gündür açsınız, her an ö-lebilirsiniz.

Ve tam o esnada, talebinize dair olumlu bir gelişme yaşanıyor, siz devamının gelmesini beklerken, birileri çıkıp “Hayır hayır bu sayılmaz, bu seçim için atılmış bir adımdır.” deyip gelişmeyi anlamsız kılmaya çalışıyor. Size de resmen ö-l demiş oluyor. Evet ayıptır, biraz vicdan lütfen. Bu soru vesilesiyle, biraz içimi dökmüş oldum sevgili Hatice, sağol.

 

Kontrol Edin

Devlet Bahçeli hastaneye kaldırıldı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sağlık durumu hakkında henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Devlet Bahçeli, …