Anasayfa / Politika / Tarık Ziya Ekinci: Açlık grevlerini ve yaşama son verme eylemlerini doğru bulmuyorum

Tarık Ziya Ekinci: Açlık grevlerini ve yaşama son verme eylemlerini doğru bulmuyorum

Eski Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili, Kürt siyasetçi, doktor Tarık Ziya Ekinci ce-zaevlerinde yaşanan in-tiharlara ve DTK Eş Başkanı Leyla Güven’in 8 Kasım’da başlatmış olduğu açlık grevlerine ilişkin “Açlık grevlerini ve yaşamına son verme eylemlerini doğru bulmuyorum” dedi.

Bianet’ten Ekin Karaca’nın sorularını yanıtlayan 93 yaşındaki Ekinci, şu ana kadar böylesi gergin bir seçim ortamı hatırlamadığını belirterek, “Bir cumhurbaşkanına ülkenin çoğunluğunu temsil eden dört partiyi terör örgütleriyle ilişkilendirmek yakışmıyor” dedi.

HDP seçmeninin, sol-sosyalist seçmenin, sandığa gitmesi gerektiğini ve bölgesindeki en güçlü muhalefet adayına oy vermesi gerektiğini düşündüğünü söyleyen Ekinci, AK Parti’nin temsiliyet çoğunluğunu yitirmesi durumunda ise muhalefetin seçim çağrısı yapması gerektiği görüşünü savunuyor.

Ekinci’nin açıklamaları özetle şöyle:

“1946’dan bu yana seçimlerin büyük çoğunluğunu izledim. 1950 seçimlerinde Siverek’te sandık başkanıydım. Bu kadar gergin atmosferde bir seçim hiç hatırlamıyorum. Bu sefer açıktan açığa Cumhur İttifakı’nın başkanları, önde gelenleri adeta seçmen gruplarını, partileri tehdit ediyor; “Bize oy vermezseniz geleceğiniz tehlikededir” tarzı açıklamalar yapıyorlar. Muhalefet liderlerini hapishanelerle tehdit ediyorlar. Yaşadığımız dönem, 1957 seçimlerinde Demokrat Parti’nin Tahkikat Komisyonu kurduğu ve radyoları Vatan Cephesi’ni ilan eden bir kurum haline getirdiği dönemi hatırlatıyor. O dönem de çok gergindi. Ama yine de bütün ülkeyi saracak biçimde bir korku havası yoktu. Burada farklı bir hava var.

Faşizan düşünceler ve popülizm ön plana çıktı

MHP’yle olan anlaşmada AKP yeni bir politika, yeni bir strateji benimsedi ve faşizan düşünceler, popülizm dediğimiz yönetim ön plana çıktı. Milliyetçilik adeta onların dincilik anlayışıyla paralel gidiyor. Eskiden dine dayalı bir politikası vardı AKP’nin, bugün milliyetçilik ön planda. MHP de bu durumdan çok memnun bence. Hem partinin gücünü ve varlığını korumak bakımından, hem de devlette söz sahibi olmak bakımından…

Derin devlet Erdoğan’ın denetimine girdi

Derin devlet, giderek Tayyip Erdoğan’ın kendisine göre dizayn ettiği bir güç haline geldi. Erdoğan artık derin devletle birlikte bir politika sürdürüyor. Adaletin bu kadar ağır şekilde denetim altına alınması, basının bu derece tek elde toplanması çok önemli bir politikadır. Bugüne kadar hiçbir hükümet bu kadarını yapamamıştır. 40’lı yıllardan bu yana basın bu ölçüde iktidarın denetimi altına girmemiştir. Tek parti döneminde bile muhalif sesler çıkmıştır. Bugün insanlar ağzını açamıyor. Dünün bağımsız hareket eden derin devleti, bugün Erdoğan’ın denetimi altında olan bir derin devlete dönüştü. Ortaklaşa şekilde de ülkeyi yönetiyorlar. Türkiye bugüne kadar böyle yönetilmedi. Öte yandan anayasaya bakıyorsunuz, artık anayasa olmaktan çıkmış.

AKP temsiliyet kaybı yaşarsa muhalefetin ‘Seçim’ demesi gerekir

Seçimlere dönecek olursak, HDP pek çok yerde seçime girmeme kararı aldı. HDP’ye oy vermeyi düşünen insanlar sizce nasıl davranmalı? Seçmenlerden bazıları HDP’nin seçime girmediği yerlerde sandığa gitmeyeceklerini söylerken, bazıları da kendi bölgelerinde en güçlü muhalefet partisi temsilcisine oy vereceklerini söylüyor. AKP’nin izlediği yıkıcı politikaya karşı, aklı başında, tutarlı ve Türkiye’nin bu badireden kurtulmasını isteyen vatandaş bana göre, muhalefetin en güçlü adayını desteklemeli. Başka çare yok.

Ankara’da olsam Mansur Yavaş’a oy verirdim

Hiç tereddütsüz Mansur Yavaş’a oy atardım. Benim amacım orada iktidar blokunu temsil eden kişinin daha az oy almasını sağlamaktır. Bunun nedeni de evrensel demokrasi değerlerine geri dönebilmek ve bir sonraki seçimde anayasayı değiştirecek güce kavuşabilmektir.”

Açlık grevlerini ve yaşamına son verme eylemlerini doğru bulmuyorum

Öte yandan cezaevlerindeki intiharlar ve açlık grevlerine ilişkin de açıklamada bulunan Ekinci, şöyle konuştu: “Yaşamına son vermeye karar verenlerin mutlaka bundan vazgeçmelerini tavsiye ediyorum. Açlık grevlerinin de gerçekçi olmadığını düşünüyorum. Yapılacak bir girişimin, toplumda etkili olması ve sonuç alıcı olması önemlidir. Eğer sonuç alıcı gücünüz yoksa, eyleminiz sadece bir çevre içinde yankı yapıyorsa, bu gibi önemli hareketlere girişmemek lazım. Giriştiğiniz hareketin sonuç alıcı olması gerekiyor ve haklı olmanız lazım. Karşınızda öyle bir iktidar var ki, bütün devlet gücünü size karşı kullanıyor. Ağzınızı açtırmıyor, açlık grevine girdiğiniz zaman da sizi tecrit ediyor ve pek az insan açlık grevinde olduğunuzu biliyor. Bu durumda açlık grevine gidilmesini ben doğru bulmuyorum. Onları mücadele etmeye, siyaset yapmaya davet ediyorum. Örneğin Leyla Güven çıkıp Meclis’e gelse ve her an söz alıp konuşabilse çok daha etkili olabilir.

İnsan bazen umutsuzluğa düşebiliyor ama siyasetçiler için buna rağmen yaşama umudunu canlı tutmak ve yaşayarak mücadele etmenin çok önemli olduğuna inanmak lazım. En sıkıntıda olduğunuz anda bile yapabileceğiniz bir şeyler olduğunu ve onun için zamanı beklemenin gerekli olduğunu düşünebilmelisiniz. Tüm umudu kaybedip açlık yoluyla ölüme doğru gitmenin çok gerçekçi olduğunu kabul edemiyorum ben.”

Kontrol Edin

Fırat’ın doğusunda Türkiye ile ABD’den ilk ortak helikopter uçuşu

Fırat’ın doğusunda güvenli bölge birinci safha uygulamaları kapsamında Türk ve Amerikalı komutanların katıldığı ilk ortak …